Uluslararası Hukuk Düzeninin Çöküşü: Norman Finkelstein’ın Gazze Görüşleri Üzerine Bir Analiz

Norman Finkelstein’a göre, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Kasım 2025’te ABD’nin Gazze için hazırladığı "barış planı"na ilişkin oylaması, sadece savaşı sona erdirmekte başarısız olmakla kalmamış; aynı zamanda BM’nin hukuki ve ahlaki meşruiyetinin tam anlamıyla çöküşünde bir dönüm noktası olmuştur. Finkelstein bu kararı, "Gazze’ye karşı bir savaş ilanı" ve "yetmiş yıllık uluslararası hukukun fiilen yürürlükten kaldırılması" olarak nitelendiriyor.

2/10/20264 min oku

Uluslararası Hukuk Düzeninin Çöküşü: Norman Finkelstein’ın Gazze Görüşleri Üzerine Bir Analiz

Norman Finkelstein’a göre, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Kasım 2025’te ABD’nin Gazze için hazırladığı "barış planı"na ilişkin oylaması, sadece savaşı sona erdirmekte başarısız olmakla kalmamış; aynı zamanda BM’nin hukuki ve ahlaki meşruiyetinin tam anlamıyla çöküşünde bir dönüm noktası olmuştur. Finkelstein bu kararı, "Gazze’ye karşı bir savaş ilanı" ve "yetmiş yıllık uluslararası hukukun fiilen yürürlükten kaldırılması" olarak nitelendiriyor.

1. Güvenlik Konseyi Kararı: BM’nin Kara Günü

Finkelstein, BMGK kararının hiçbir hukuki temel olmaksızın ve BM’nin onlarca yıllık belgelerine atıfta bulunulmadan alındığını vurguluyor. İlk kez:

* İsrail işgalinden hiçbir şekilde bahsedilmemiştir;

Gazze bir işgal toprağı olarak değil, "sahipsiz toprak" (res nullius*) olarak tasvir edilmiştir;

* BM’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nın ve önceki kararların tüm hukuki birikimi adeta "çöp sepetine atılmıştır."

Finkelstein’a göre bu karar, ne bir işgalin, ne kendi kaderini tayin hakkının ne de onlarca yıldır askeri tahakküm altında yaşayan bir halkın var olduğu gerçeğini yok sayarak meseleyi "beyaz bir sayfadan" (tabula rasa) başlatmaktadır.

2. Donald Trump’ın Şahsi Mülkü Olarak Gazze

Finkelstein’a göre kararın en tehlikeli kısmı, Gazze’nin yönetiminin "Barış Heyeti" adı verilen bir yapıya devredilmesidir. Bu yapı:

* Belirli bir yapıya, bileşime veya hesap verebilirlik mekanizmasına sahip değildir;

* Tek belirgin özelliği, başında Donald Trump’ın bulunmasıdır;

* Hiçbir uluslararası kuruma karşı sorumlu değildir ve sadece altı ayda bir rapor sunması "talep edilmektedir."

Finkelstein bu durumu, Berlin Konferansı’nda Kongo’nun II. Leopold’un şahsi mülkiyetine verilmesine benzetiyor: Bir toprağın fiilen bir bireyin mülkiyetine geçmesi ve bunun sonucunda yaşanan insani felaket.

3. Hamas’ın Silahsızlandırılması: İşgalin Sürekliliği İçin Bir Bahane

Karar, Hamas’ın silahsızlandırılmasını İsrail’in geri çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşası için ön şart olarak sunuyor. Ancak Finkelstein şunları dile getiriyor:

* Hamas’ın silahsızlanıp silahsızlanmadığına dair tek hakem İsrail’dir;

* Dolayısıyla geri çekilme konusunda gerçek bir taahhüt yoktur;

* "Hamas" ismi, en başından beri hedefi Gazze’yi yaşanılamaz hale getirmek olan bir projenin sürdürülmesi için sadece bir bahanedir.

Finkelstein, 8 Ekim’den bu yana İsrail’in meselesinin hiçbir zaman sadece Hamas olmadığını, asıl amacın —araç soykırım olsa bile— Gazze’nin etnik temizliği olduğunu vurguluyor.

4. Bir Ulusal Proje Olarak Soykırım

Finkelstein’ın en çarpıcı ve tartışmalı iddialarından biri, Gazze’de yaşananların:

* Sadece bir hükümetin veya bir başbakanın kararı olmadığını;

* Aksine, İsrail toplumunun büyük bir kesimi tarafından desteklenen ulusal bir proje olduğunu savunmasıdır.

Finkelstein, anketlere atıfta bulunarak:

* İsrailli Yahudilerin ezici çoğunluğunun ordunun ya "yeterince" ya da "gereğinden az" şiddet kullandığına inandığını;

* Toplumun önemli bir kesiminin "Gazze’de masum yoktur" görüşünü savunduğunu belirtiyor.

Ona göre bu gerçeklik, Filistinlilerin tek taraflı silahsızlandırılmasına yönelik her türlü ahlaki argümanı geçersiz kılmaktadır.

5. İnsani Yardım ve Yeniden İnşa: Boş Vaatler

Karar, insani yardım ve yeniden inşa sorumluluğunu da "Barış Heyeti"ne bırakıyor. Ancak Finkelstein şu noktalara dikkat çekiyor:

* İsrail, hayatta kalmak için gereken asgari düzeyden fazlasının girişine izin vermeyecektir;

* Çimento, çelik, yakıt ve su girişi olmadan yeniden inşa fiilen imkansızdır;

* UNRWA’nın yasaklanması ve onlarca uluslararası STK’nın sınır dışı edilmesi, gerçek anlamda yardımları felç etmiştir.

Finkelstein’a göre, "açlığın bir silah olarak kullanılması" Gazze meselesi çözülene kadar devam edecektir.

6. Uluslararası İstikrar Gücü: İşgalin Pekiştirilmesi

"Uluslararası İstikrar Gücü" adı verilen yapının İsrail ve Mısır ile iş birliği içinde çalışması öngörülüyor. Finkelstein alaycı bir dille, bu güçlerin barış değil "baskı" ustaları olduğunu yazıyor.

Şu soruyu soruyor: "Eğer Gazze’nin silahsızlandırılma nedeni 7 Ekim katliamıysa, o halde çok daha kapsamlı Filistinli sivil katliamlarından sonra neden İsrail silahsızlandırılmıyor?" Cevap, kararın o sağır edici sessizliğinde gizlidir.

7. Direniş Hakkı ve Kendi Kaderini Tayin Hakkının İptali

Finkelstein, uluslararası hukuk konsensüsüne göre şunları hatırlatıyor:

* İşgal altındaki halkların silahlı direniş hakkı ellerinden alınamaz;

* İşgalci gücün, işgal altındaki nüfusu kalıcı olarak baskı altında tutmak için güç kullanma hakkı yoktur.

Buna rağmen yeni karar, bir Filistin devleti vaadini bile iptal ederek bunu; Filistin Yönetimi’nin "belirsiz reformlarına" ve nihayetinde İsrail’in rızasına bağlıyor. Finkelstein’ın ifadesiyle, Filistinliler tüm şartları kabul etseler bile, kendi kaderlerini tayin hakkını kullanabileceklerine dair hiçbir garanti yoktur.

Sonuç: İllüzyonsuz Bir Umut

Finkelstein Gazze’nin geleceğini karanlık görse de teslimiyetçiliği reddediyor. Şunları vurguluyor:

* Durum daha da kötüleşebilir;

* Köleliğin kaldırılması (Abolisyonizm) hareketinde olduğu gibi, ifade özgürlüğü mücadelesi zaferin anahtarıdır;

* Gerçek güç örgütlenmede, ısrarda ve "omurgalı duruş sergilemekte" yatar.

Ona göre, eğer özgür tartışma ortamı korunursa, ahlaki ve hukuki meşruiyet eninde sonunda Filistinlilerin lehine işleyecektir; çünkü karşı tarafın "savunacak hiçbir şeyi kalmamıştır."