Sağ Kanat İsrail’e Neden Sırt Döndü?
Onlarca yıl boyunca, Amerikan sağ kanadı ile İsrail Devleti arasındaki bağ, "sarsılmaz" ve sökülemez bir ortaklık olarak görüldü. Ancak son gelişmeler —özellikle Ekim 2023 olaylarının ardından— bu siyasi ittifakta derin ve benzeri görülmemiş bir çatlağı ortaya çıkardı. Tanınmış siyaset bilimci ve eleştirel ses Profesör Norman Finkelstein, son analizinde bu dönüşümü adeta cerrahi bir titizlikle masaya yatırıyor. Finkelstein, Donald Trump ve J.D. Vance gibi siyasi figürlerden Tucker Carlson gibi medya devlerine kadar Amerikan sağının, İsrail’e olan koşulsuz desteği neden terk edip sert bir eleştiri safına geçtiğini inceliyor. Bu makale, Finkelstein’ın bu tarihi dönüşümde tespit ettiği üç temel faktörü ele almaktadır.
7/15/20264 min oku


Sağ Kanat İsrail’e Neden Sırt Döndü?
Profesör Norman Finkelstein’ın Görüşleri Işığında Siyasi Bir Analiz
Giriş
Onlarca yıl boyunca, Amerikan sağ kanadı ile İsrail Devleti arasındaki bağ, "sarsılmaz" ve sökülemez bir ortaklık olarak görüldü. Ancak son gelişmeler —özellikle Ekim 2023 olaylarının ardından— bu siyasi ittifakta derin ve benzeri görülmemiş bir çatlağı ortaya çıkardı. Tanınmış siyaset bilimci ve eleştirel ses Profesör Norman Finkelstein, son analizinde bu dönüşümü adeta cerrahi bir titizlikle masaya yatırıyor. Finkelstein, Donald Trump ve J.D. Vance gibi siyasi figürlerden Tucker Carlson gibi medya devlerine kadar Amerikan sağının, İsrail’e olan koşulsuz desteği neden terk edip sert bir eleştiri safına geçtiğini inceliyor. Bu makale, Finkelstein’ın bu tarihi dönüşümde tespit ettiği üç temel faktörü ele almaktadır.
1. "Önce Amerika" Doktrini ve Sonu Gelmeyen Savaşların Bitimi
Finkelstein’ın işaret ettiği ilk ve en bariz faktör, Cumhuriyetçi taban içinde yükselen "Önce Amerika" (America First) platformudur. Donald Trump, "yabancı savaşlara" son verme ve ucu açık çatışmalardan kaçınma vaadiyle iktidara geldi. Finkelstein, Trump’ın orijinal koalisyonunun önde gelen üyelerinin artık İsrail’i stratejik bir varlık olarak değil, Amerika Birleşik Devletleri’ni Ortadoğu savaşlarının içine çeken bir "vektör" (aracı) olarak gördüklerini savunuyor.
Finkelstein özellikle İran ile ilgili gerilimlere dikkat çekiyor. Bazı sağcı figürlerin, İsrail’in ABD’yi İran ile bir savaşa sürüklemeye çalıştığı yönündeki algısının, derin bir "ihanet duygusuna" dayandığını belirtiyor. Finkelstein'a göre, Dick Cheney ve Donald Rumsfeld döneminde savaşlar İsrail tarafından "kandırıldıkları" için değil, ABD ulusal çıkarları öyle gerektirdiği için yapılıyordu; ancak bugünün sağ kanadı, Tel Aviv’in hedefleri uğruna ABD ekonomisini ve küresel imajını feda etmeye artık razı değil.
2. "Perakende" Faktörü ve Podcast Evreninin Gücü
Finkelstein, dijital çağda gücün doğasındaki tektonik bir kaymaya işaret ediyor. "Podcast evreni"ndeki öncelikleri (beğeni, paylaşım ve izlenme) tanımlamak için "perakende faktörü" terimini kullanıyor. Geçmişte İsrail’i eleştirmenin ağır mesleki ve sosyal bedelleri vardı. Ancak bugün, durum tam tersine dönmüş durumda.
Finkelstein’ın görüşüne göre, yaşayan hafızalarda ilk kez Filistin meselesi halk tabanında (grassroots) siyasi bir gemiyi batırmak şöyle dursun, onu "yukarı taşıyor". Bugün İsrail’in sert bir eleştirmeni olmanın "tam olarak sıfır cesaret" gerektirdiğini gözlemliyor. Öte yandan, mevcut iklimde İsrail yanlısı olmak belli bir cesaret gerektiriyor; zira Ben Shapiro gibi isimler, İsrail’e verdikleri destek nedeniyle internette "alay konusu" oluyor ve ciddi izleyici kayıpları yaşıyorlar. Kamuoyundaki bu değişim, sağcı kanaat önderlerini kitlelerini korumak için İsrail karşıtı duyarlılıklarla aynı hizaya gelmeye zorluyor.
3. "Milyarder Üstünlükçü Sınıfın" Haddini Aşması
Finkelstein’ın en keskin eleştirilerinden biri, "Yahudi üstünlükçü milyarder sınıfı" olarak adlandırdığı kesime yöneliktir. İsrail lobisinin elini "küstahça, pervasızca ve aşırı bir şekilde" oynadığını ve kantarın topuzunu kaçırdığını savunuyor.
Finkelstein, geçmişte bu nüfuzun üniversite rektörlerine açılan gizli telefonlarla, kapalı kapılar ardında yürütüldüğünü açıklıyor. Ancak 7 Ekim 2023’ten sonra bu baskı aleni ve saldırgan bir hal aldı. Finansal güçlerini üniversite politikalarını dikte etmek ve yöneticileri görevden aldırmak için açıkça kullanarak, Amerikan kampüslerindeki akademik özgürlük illüzyonuna fiilen son verdiler. Finkelstein bunu, halkta "mantıklı" (irrasyonel olmayan) bir düşmanlığı tetikleyen bir "gövde gösterisi" olarak nitelendiriyor. Ona göre, bir grup Amerikan vatandaşlarının anayasal haklarını bastırmak için zenginliğini bu kadar pervasızca kullandığında, ortaya çıkan tepki onların kendi davranışlarına yönelik öngörülebilir bir sonuçtur.
4. Şefkat Maskesi ve Klişelerin İstismarı
Finkelstein, Tucker Carlson veya Megyn Kelly gibi isimlerden gelen Gazze halkına yönelik bu yeni "şefkat seli"ne sağlıklı bir şüpheyle yaklaşıyor. Sağ kanadın tarihsel olarak ulusal kurtuluş mücadelelerini desteklemesiyle veya "yoksul, esmer tenli Müslümanlara" şefkat göstermesiyle tanınmadığını not ediyor.
Carlson’ın çatışmanın gerçeklerine dair söylediklerinin yaklaşık "%70’inin doğru" olduğunu kabul etse de, geri kalan %30’luk kısmın son derece sorunlu olduğunu belirtiyor. Finkelstein, Carlson ve diğerlerinin bu gerçekleri "klasik stereotipler" (kalıplaşmış yargılar) içinde ustalıkla paketledikleri konusunda uyarıyor. Ben Shapiro’yu bir "para tapıncı" (Mammon) temsilcisi veya Miriam Adelson’ı "küstah/itici Yahudi" klişesiyle tasvir ederek, sağ kanat eski ve tehlikeli temalara dokunuyor. Finkelstein, 1930’lar Almanyası ile ayık tutan bir tarihsel paralellik kurarak, aşırı sağın kendisini nasıl bir "İşçi Partisi" olarak paketlediğini ve solun dilini nasıl gasp ettiğini hatırlatıyor. Sağın, İsrail-Filistin meselesini alttan alta yatan önyargıları körükleyerek gücü konsolide etmek için bir araç olarak kullanıyor olabileceğini öne sürüyor.
Sonuç: Ayık Bir Değerlendirme
Profesör Finkelstein, tanık olduğumuz şeyin bir "hesaplaşma" olduğu sonucuna varıyor. İsrail’in Gazze’deki eylemleri, kendi milyarder destekçilerinin küstah baskılarıyla birleşince mükemmel bir fırtına yarattı. Sağın bu dönüşümü her ne kadar meşru savaş karşıtı ve ekonomik gerekçelerle yönlendirilse de, tehlikeli klişeleri rehabilite etme riskini de taşıyor. Nihayetinde sağ kanat İsrail’e sırtını döndü; çünkü İsrail yerleşik düzeni haddini aşarak bu "sarsılmaz" ittifakı "Önce Amerika" ajandası için bir yük haline getirdi.