Neden Hamas'ı Kınamıyorum?
Giriş: Medya Şovlarının Ötesinde Günümüz Batı siyasi ikliminde, özellikle İngiltere ve ABD’de "Hamas'ı kınamak", kamusal tartışmalara katılabilmek için zorunlu bir giriş bileti haline gelmiş durumda. İngiliz İşçi Partisi gibi siyasi yapılar, bu talebi İsrail’in işlediği suçları ifşa edenleri karalamak ve susturmak için bir araç olarak kullanıyor. Ancak, önde gelen siyaset bilimci ve Holokost mağduru bir ailenin evladı olan Profesör Norman Finkelstein, bu "performansa" dayalı ritüeli reddediyor. Ömrünü adadığı araştırmalara ve hakikat arayışına dayanarak Finkelstein, kınamayı reddetmenin siyasi bir pozdan ziyade, derin bir "ilke meselesi" olduğunu savunuyor.
5/31/20263 min oku


Neden Hamas'ı Kınamıyorum?
Giriş: Medya Şovlarının Ötesinde
Günümüz Batı siyasi ikliminde, özellikle İngiltere ve ABD’de "Hamas'ı kınamak", kamusal tartışmalara katılabilmek için zorunlu bir giriş bileti haline gelmiş durumda. İngiliz İşçi Partisi gibi siyasi yapılar, bu talebi İsrail’in işlediği suçları ifşa edenleri karalamak ve susturmak için bir araç olarak kullanıyor. Ancak, önde gelen siyaset bilimci ve Holokost mağduru bir ailenin evladı olan Profesör Norman Finkelstein, bu "performansa" dayalı ritüeli reddediyor. Ömrünü adadığı araştırmalara ve hakikat arayışına dayanarak Finkelstein, kınamayı reddetmenin siyasi bir pozdan ziyade, derin bir "ilke meselesi" olduğunu savunuyor.
1. Köle İsyanlarının Mantığı: Nat Turner Analojisi
Finkelstein’ın argümanının temel taşı, 7 Ekim olaylarını "köle isyanları" tarihsel yörüngesine oturtmasıdır. Profesör, 1831’de Amerikan tarihinin en büyük köle ayaklanmasını başlatan Nat Turner örneğine dikkat çeker. Turner’ın takipçilerine verdiği ilk emir "tüm beyazları öldürün" şeklindeydi ve bu emri ayrım gözetmeksizin uyguladılar.
Finkelstein can alıcı bir soru soruyor: Bugün Nat Turner’ı kınayan tek bir kişi var mı? Eylemlerinin şiddetine rağmen tarih onu bir "özgürlük savaşçısı" ve adalet uğruna can veren bir "şehit" olarak anar. Finkelstein, niteliksel olarak 7 Ekim’de yaşananlar ile Nat Turner’ın isyanı arasında bir fark olmadığını savunur. Bir halk on yıllarca bir "ölüm kampında" veya "açık hava hapishanesinde" tutulduğunda, oradan gelen şiddetli patlama, konfor ve güvenlik içinde yaşayanların yargılayabileceği bir şey değil; insan psikolojisinin ve tarihin kaçınılmaz bir sonucudur.
2. Gazze: Bir Şehadetin Soruşturması
Finkelstein, Gazze üzerine yayınlanmış her bir insan hakları raporunu 15 yılı aşkın süredir titizlikle incelemiş bir otorite olarak konuşuyor; öyle ki bu raporlar evindeki kitap raflarını tamamen doldurmuş durumda. "Gazze: Şehadetine Dair Bir Soruşturma" adlı kitabı da dahil olmak üzere çalışmaları, Filistin halkına uygulanan günlük vahşetin birer kaydı niteliğindedir.
"Gazze halkına her gün reva görülen bu dehşeti gördüğünüzde," diyor Finkelstein, "onları azarlama hakkını kendinizde nasıl bulabiliyorsunuz?" Profesöre göre Gazze, sistematik bir şekilde bir mezarlığa dönüştürülmüştür (yeni kitabının başlığı: Gazze’nin Mezarcıları). Böyle bir bağlamda, uzaktan "kınama" mesajları yayınlamanın, mazlumun acısına hakaret olduğunu savunuyor. Bu eylemlerin dar bir hukuki veya soyut bir ahlaki çerçevede "savunulamaz" (indefensible) olduğunu kabul etse de, zincirlerini kıran bir köleye ahlak dersi veren bir "ahlakçı" rolünü oynamayı reddediyor.
3. Medya Tabularını Yıkmak: Piers Morgan Meydan Okuması
Pek çok siyasi analist ve yorumcu, medyadaki konumlarını korumak için derhal Hamas’ı kınama yarışına girerken, Finkelstein daha zorlu bir yolu seçti. Piers Morgan gibi yüksek profilli programlarda, kendisinden beklenen "standart yanıtı" vermeyi reddetti.
"Hamas'ı kınıyor musunuz?" sorusunu, kamuoyunun dikkatini asıl meseleden —yani işgalden ve insanlık dışı ablukadan— uzaklaştırmak için kurulmuş bir tuzak olarak görüyor. Finkelstein kararlılıkla şunu ilan ediyor: "Bana parmak sallamanıza asla izin vermeyeceğim." Bu mevziyi terk etmeyi reddederek, tartışmayı çatışmanın tarihsel ve yapısal gerçekliğine geri döndürüyor.
4. Chomsky Mirası ve Ahlaki Ağırlık
Finkelstein, Profesör Noam Chomsky'nin kendisine "ahlaki ağırlık" (moral gravitas) bilincini aşıladığını belirtir. Siyasetin "ciddi bir iş" olduğunu, çünkü insan yaşamının kutsallığıyla ilgili olduğunu vurgular. Neredeyse tüm ailesi Holokost'ta yok edilmiş bir evden gelen biri olarak Finkelstein, yaşamı asla hafife almaz.
Ancak, tam da bu yaşam kutsallığına duyduğu saygı, onu 75 yıldır Gazzelilerin hayatını karartanlara karşı durmaya zorluyor. "Kameralara poz vermek" ile "ilkeli bir duruş sergilemek" arasındaki farkı net bir şekilde koyuyor. Kınamayı reddetmesi "beğeni" veya "paylaşım" toplama arzusu değil; insan tahammülünün sınırlarının ötesine itilmiş insanların çektiği ızdırabı basitleştirmeyi reddeden köklü bir duruştur.
Sonuç: Benim Gözetimimde Asla
Finkelstein'ın nihai mesajı nettir: "Bir köleyi mi azarlayacaksınız? Hayır, bu benim gözetimimde olmayacak." Gazze tarihini ve bu halka karşı işlenen suçların boyutunu gerçekten bilen hiç kimsenin, kurbanlara ahlak dersi verme hakkı olmadığını savunuyor.
Finkelstein, bu ilkesinden ödün vermektense siyasi sürgünü veya karalama kampanyalarına maruz kalmayı göze alıyor. Ona göre 7 Ekim, mutlak bir zulme karşı bir isyan olarak anlaşılmalıdır. Dünya, Gazze’de devam eden ölümlere karşı sessiz kaldığı sürece, o da mazlumun çaresiz isyanını kınayanların saflarına katılmayı reddediyor. Bu duruş, şiddetin soyut bir savunusu değil; propaganda dağlarının altına gömülmüş olan "tarihsel hakikatin" ve "insan onurunun" savunulmasıdır.