İsrail-Filistin Çatışmasının Kısa Tarihi
Önde gelen tarihçi ve akademisyen Profesör Norman Finkelstein, Gazze’de bugün yaşanan krizi anlamak için seçici medya anlatılarının ötesine bakılması gerektiğini savunuyor. Finkelstein tarihi mitlerle değil, somut demografik ve hukuki gerçeklerle başlatıyor. Bugün Gazze sadece bir savaş alanı değildir; onlarca yıldır uluslararası hukukun sistematik olarak ihlal edilmesinin ve bir halkın insani taleplerinin acımasızca bastırılmasının nihai sonucudur.
8/6/20264 min oku


İsrail-Filistin Çatışmasının Kısa Tarihi
Önde gelen tarihçi ve akademisyen Profesör Norman Finkelstein, Gazze’de bugün yaşanan krizi anlamak için seçici medya anlatılarının ötesine bakılması gerektiğini savunuyor. Finkelstein tarihi mitlerle değil, somut demografik ve hukuki gerçeklerle başlatıyor. Bugün Gazze sadece bir savaş alanı değildir; onlarca yıldır uluslararası hukukun sistematik olarak ihlal edilmesinin ve bir halkın insani taleplerinin acımasızca bastırılmasının nihai sonucudur.
1. 1947: Adaletsiz Taksim ve Çatışmanın Tohumları
1947 yılında Filistin iki topluma ev sahipliği yapıyordu: 600 bin Yahudi Siyonist ve 1 milyon 300 bin Filistinli Arap. Finkelstein’ın ahlaki değil, "pratik" bir çözüm arayışı olarak tanımladığı BM 181 Sayılı Taksim Planı, toprakların %56’sını azınlıkta olan Yahudilere, sadece %44’ünü ise yerli Arap çoğunluğa tahsis etti. Filistinliler bu planı iki haklı nedenden dolayı reddettiler: Yerli nüfus olmaları ve ezici çoğunluğu oluşturmaları. Buna karşılık, Siyonist liderlik planı resmi olarak kabul etse de, tarihi Filistin’in tamamında topraksal kontrol sağlama kararlılığını sürdürdü.
2. 1948: Bir Mülteci Hapishanesi Olarak Gazze’nin Doğuşu
1948 savaşı, yaklaşık 750 bin Filistinlinin evlerinden kitlesel olarak sürülmesiyle sonuçlandı; bu olay Nakba (Büyük Felaket) olarak bilinir. Sürgün edilen bu nüfusun yaklaşık üçte biri (250 bin ila 300 bin kişi) Gazze Şeridi’ne sığındı. Sonuç olarak, bugün Gazze nüfusunun %70’i mültecilerden veya onların torunlarından oluşmaktadır. Gazze özünde bir "mülteci kampıdır." Bugün bir etnik temizlikten bahsettiğimizde, bu insanlar için bu durum "ikinci kez sürgün edilmek" anlamına gelmektedir.
3. 1967: İşgal ve Diplomasinin Tıkanması
1967 savaşında İsrail; Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’ni işgal etti. Uluslararası hukuka ve özellikle BM 242 Sayılı Karara göre, savaş yoluyla toprak edinmek "kabul edilemez" ilan edildi ve İsrail’in bu topraklardan çekilmesi hukuki bir zorunluluk haline geldi. Filistin liderliği (FKÖ) 1970’lerin başından itibaren tarihi vatanlarının sadece %20’sinde bir devlet kurma karşılığında İsrail’i tanımaya hazır olduğunu belirtmiş olsa da, İsrail bu "Filistin Barış Taarruzu"nu reddetti. 1982 Lübnan işgali ile Sabra ve Şatilla katliamları, diplomatik bir çözüm arayan Filistin liderliğini fiziksel olarak yok etme girişimleriydi.
4. 1987: İntifada ve Oslo İllüzyonu
Uluslararası toplum İsrail’e işgali bitirmesi yönünde baskı yapmayı başaramayınca, Gazze ve Batı Şeria halkı 1987’de "Birinci İntifada" ile sivil bir başkaldırı başlattı. İsrail’in Savunma Bakanı İzak Rabin yönetimindeki yanıtı "Güç, Şiddet ve Daya" politikası oldu. Bu güç dengesizliği nihayetinde 1993 Oslo Anlaşmaları’na yol açtı. Finkelstein, Oslo’nun bağımsızlık getirmediğini, aksine Filistin Yönetimi’ni İsrail adına işgali yöneten bir "taşerona" dönüştürdüğünü savunur.
5. 2006: Demokrasi Cezası ve Abluka
Gazze için dönüm noktası 2006 yılında yaşandı. Filistinliler "tamamen dürüst ve adil" genel seçimlere katılıp tercihlerini Hamas’tan yana kullandıklarında; İsrail, ABD ve AB acımasız bir abluka uygulayarak yanıt verdi. Gazze halkı "yanlış partiyi seçtiği" için toplu olarak cezalandırıldı. Hatta Hillary Clinton daha sonra ABD’nin farklı bir sonuç elde etmek için seçimlere "hile karıştırmış olması gerektiğini" ifade ederek pişmanlığını dile getirdi.
6. Katliamlar Çağı: "Dökme Kurşun"dan "Koruyucu Hat"a
2008’den bu yana Gazze, yıkıcı İsrail askeri saldırılarına maruz kaldı:
* Dökme Kurşun Harekatı (2008): 350’si çocuk 1200 Filistinli katledildi, hayati altyapı yok edildi.
* Koruyucu Hat Harekatı (2014): 550’si çocuk 2200 kişinin ölümü ve 18 bin evin yıkılmasıyla sonuçlanan en vahşi katliam. Kızılay Uluslararası Komitesi (ICRC) Başkanı Peter Maurer, meslek hayatında hiç bu kadar büyük bir yıkıma tanık olmadığını belirtti. Harvard’lı akademisyen Sara Roy, bunu Gazze’nin "kalkınmasızlaştırılması" (de-development)—bir ulusun fiziksel ve psikolojik varlığının sistematik olarak ortadan kaldırılması—olarak tanımladı.
7. 2018: Şiddetsiz Direniş İllüzyonunun Çöküşü
2018 yılında Gazze halkı "Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü" ile silahsız sivil itaatsizliği denedi. Sınırdaki çitlere doğru silahsızca yürüdüler. İsrail’in yanıtı; çocuklara, sağlık çalışanlarına, gazetecilere ve engellilere karşı keskin nişancıların hedef gözeterek ateş açması oldu. Kanıtlar, İsrail keskin nişancılarının göstericileri ömür boyu sakat bırakmak amacıyla özellikle ayak bileklerini hedef aldığını gösterdi. Bu durum net bir mesaj veriyordu: Şiddetsiz protestolar bile öldürücü ve sakat bırakıcı bir güçle karşılanacaktır.
Sonuç
İsrail-Filistin çatışmasının tarihi, Norman Finkelstein’ın anlattığı şekliyle, sürekli bir "mülksüzleştirme" tarihidir. Gazze sadece bir toprak parçası değildir; evine dönme hakkı reddedilen, demokrasiyi uyguladığı için kuşatılan ve adalet çığlığı attığı her seferinde mermilerle karşılanan bir halkın sembolüdür. Bu bağlam olmadan Gazze’yi anlamak, gerçeği görmezden gelmek ve işgale suç ortağı olmaktır. Filistin’i desteklemek nihayetinde uluslararası hukuka ve insani adalete bir çağrıdır.