Propaganda Çağında Putları Yıkmak: Norman Finkelstein'ın Gazze ve Uluslararası Hukuk

Dünyanın derin siyasi ve ahlaki çatlaklara tanık olduğu ve hakim medya anlatılarının sahadaki gerçeklerle her zamankinden daha keskin bir tezat oluşturduğu bir dönemde, Holokost kurtulanı bir ailenin çocuğu ve önde gelen siyaset bilimci Norman Finkelstein'ın sesi, İsrail politikalarını ve yeni dünya düzenini bir cerrah neşteri hassasiyetiyle yarıp inceliyor. Yakın zamanda verdiği bir röportajda, yüzeysel analizlerin ötesine geçen Finkelstein, "yalan endüstrisi", uluslararası kurumların etkisizliği ve kendi tabiriyle "Yahudi üstünlüğü" (Jewish supremacy) hakkında sarsıcı bir tablo ortaya koyuyor. Onun sözlerine dayanan bu makale, üç ana ekseni incelemektedir: Uluslararası hukukun bir araç olarak kullanılması, 7 Ekim'deki cinsel şiddet iddialarının doğrulanması ve ABD-İsrail ilişkisinin doğası.

12/10/20255 min oku

Propaganda Çağında Putları Yıkmak: Norman Finkelstein'ın Gazze ve Uluslararası Hukuk

Dünyanın derin siyasi ve ahlaki çatlaklara tanık olduğu ve hakim medya anlatılarının sahadaki gerçeklerle her zamankinden daha keskin bir tezat oluşturduğu bir dönemde, Holokost kurtulanı bir ailenin çocuğu ve önde gelen siyaset bilimci Norman Finkelstein'ın sesi, İsrail politikalarını ve yeni dünya düzenini bir cerrah neşteri hassasiyetiyle yarıp inceliyor. Yakın zamanda verdiği bir röportajda, yüzeysel analizlerin ötesine geçen Finkelstein, "yalan endüstrisi", uluslararası kurumların etkisizliği ve kendi tabiriyle "Yahudi üstünlüğü" (Jewish supremacy) hakkında sarsıcı bir tablo ortaya koyuyor. Onun sözlerine dayanan bu makale, üç ana ekseni incelemektedir: Uluslararası hukukun bir araç olarak kullanılması, 7 Ekim'deki cinsel şiddet iddialarının doğrulanması ve ABD-İsrail ilişkisinin doğası.

1. İlerleme İllüzyonu ve Eleştirel Düşüncenin Çöküşü

Finkelstein analizine "ilerleme" kavramına karamsar bir bakış açısıyla başlıyor. Kendini 60'ların çocuğu olarak tanımlayan ve sol devrimci hareketlerden etkilenen Finkelstein, teknolojik her ileri adımın düşünce derinliğinde bir gerilemeyi beraberinde getirdiğine inanıyor. Yeni nesil bilgiye erişim konusunda güçlü araçlarla donatılmış olsa da, onun görüşüne göre, sıklıkla "bir tweet'i bir argümanla karıştırıyorlar."

Eleştirel okuryazarlıktaki bu aşınma, propagandanın daha zahmetsizce kabul edilmesi için zemin hazırladı. Karmaşık metinleri okumaya sabrı olmayan bir dünyada, anlatı savaşı mantıksal argümanlarla değil, seçici görüntüler ve sansasyonel manşetlerle kazanılıyor. Bununla birlikte Finkelstein, belirsiz bir gelecekle karşı karşıya olan bu genç neslin, önceki nesillere göre etik açıdan "daha ciddi" olduğunu ve hakikati kavrama potansiyelinin yüksek olduğunu da kabul ediyor.

2. Uluslararası Hukuk: Bir Kurtarıcı Değil, Kamuoyu Savaşında Bir Silah

Finkelstein'ın düşüncesinin temel direklerinden biri, uluslararası hukuka yönelik araçsal bakış açısıdır. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) veya BM gibi kurumlara yarı-dini bir inanç besleyen liberallerin aksine Finkelstein, bu kurumlardan putlar yaratmamamız gerektiğine inanıyor. O, uluslararası hukukun yalnızca "kamuoyu savaşında bir silah" olarak kullanıldığında değerli olduğunu vurguluyor.

Yakın tarihli bir örneğe işaret ediyor: UAD'nin İsrail'in "makul bir ihtimalle" (plausibly) soykırım işlediğine dair kararı. Bu karar bombardımanı durdurmakta anında maddi bir etki yaratmamış olsa da, İsrail'in ahlaki meşruiyetine ağır bir darbe indirdi. Finkelstein, mahkemenin eski başkanı Joan Donoghue'nun karıştığı skandala dikkat çekiyor; Donoghue medyada (BBC) mahkemenin açık kararını çarpıtmaya çalışmıştı. Bu eylem, bu kararların gücünü ve İsrail savunucularının hukuki ve itibari sonuçlardan duyduğu korkuyu göstermektedir.

Dolayısıyla, uluslararası kurumlar (fon kesintisi tehditleri dahil) yoğun ABD baskısı altında çalışsalar da, kararları İsrail'in "cezasızlık" (impunity) temellerini sarsabilir.

3. 7 Ekim Anlatısının Kadavra İncelemesi: "Tecavüz" Tepesi ve Kanıt Yokluğu

Finkelstein'ın açıklamalarının tartışmalı ancak bir o kadar da titiz bölümü, İsrail'in 7 Ekim'de Hamas tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen "sistematik ve toplu tecavüz" iddialarının incelenmesine ayrılmış. Resmi BM ve Uluslararası Af Örgütü raporlarına atıfta bulunarak, bariz çelişkileri ifşa ediyor.

Pramila Patten'in (BM Özel Temsilcisi) raporuna göre, soruşturma ekibi çeşitli kaynaklardan (güvenlik kameraları, vücut kameraları, cep telefonları vb.) 5.000 fotoğrafa ve 50 saatlik videoya erişim sağladı. Ancak raporun sonucu hayret vericidir: "Cinsel şiddete dair tek bir doğrudan görüntü mevcut değil."

Finkelstein'ın argümanı basit ve mantıklıdır:

* Her şeyin cep telefonlarıyla kaydedildiği modern çağda ve saldırganlar diğer suçları filme almışken, "açık alanlarda" gerçekleştiği iddia edilen tecavüzlere dair nasıl olur da hiçbir görüntü bulunmaz?

* İstismarlar hakkında cesurca tanıklık eden Filistinli kadınların aksine, neden İsrail'de hayatta kalan tek bir kurban tanıklık etmek için öne çıkmadı?

* İsrail, standart prosedürün aksine, neden adli tıp (forensic) incelemelerine izin vermedi ve cesetleri gömmek için acele etti?

Finkelstein, İsrail'in saha kanıtları bu iddiayı desteklememesine rağmen, Gazze'deki soykırımı meşrulaştırmak ve kamuoyunu hazırlamak amacıyla "tecavüzü" uğrunda öleceği tepe (en kritik propaganda kırmızı çizgisi) yapmaya karar verdiği sonucuna varıyor. Buna karşılık, İsrail hapishanelerindeki Filistinlilere yönelik işkence ve cinsel istismara dair somut kanıtlar mevcutken, bu durum küresel bir sessizlikle karşılanıyor.

4. "Caydırıcılık" Stratejisi ve Gazze'nin Temizlenmesi

Jeopolitik bir perspektiften bakıldığında Finkelstein, mevcut savaşın sadece 7 Ekim'e bir tepki olmadığını, İsrail ve ABD'nin İsrail'in "caydırıcılık kapasitesini" (Deterrence Capacity) geri kazanmaya yönelik ortak bir çabası olduğunu savunuyor. İsrail'in yenilmezliği ve istihbarat hakimiyeti efsanesi 7 Ekim'de çöktü ve bu durum, İsrail'in bölgedeki "ABD'nin stratejik varlığı" statüsünü tehlikeye attı.

Netanyahu'nun hedefi, "çimleri biçmek" (İsrail'in periyodik sınırlı operasyonlar için kullandığı askeri terim) ötesine geçerek, yaşamı idame ettiren altyapının tamamen yok edilmesi ve etnik temizlik yoluyla Gazze meselesini nihai olarak çözmektir. ABD, şiddet olayları "İbrahim Anlaşmaları"nı ve Suudi Arabistan ile normalleşmeyi engellemediği sürece bunu destekliyor. İsrail'in eylemleri ABD'nin stratejik çıkarlarını (Katar ve Suudi Arabistan ile ilişkiler gibi) tehdit ettiğinde Washington kırmızı çizgileri hatırlatıyor, ancak genel soykırımda suç ortağı olmaya devam ediyor.

5. Yahudi Üstünlüğü ve Küresel Toplumdaki Çatlak

Finkelstein, İsrail toplumuna dair psiko-sosyal analizinde "Yahudi Üstünlüğü" (Jewish Supremacy) terimini kullanıyor. Netanyahu'yu bir anomali olarak değil, İsrail'in kolektif ruhunun gerçek bir tezahürü olarak görüyor; anketlere göre yarısının açıkça soykırımı desteklediği ve büyük çoğunluğunun Gazze'de "hiçbir masumun olmadığına" inandığı bir toplum.

Ekonomik güç ve Holokost'tan kaynaklanan dokunulmazlıkla pekiştirilen bu üstünlük duygusu, artık çocukların öldürülmesini ve kıtlık yaratılmasını haklı çıkaran "marazi" (morbidity) bir aşamaya ulaşmıştır.

Bununla birlikte, analizindeki umut verici nokta, Amerikan Yahudi toplumu içinde ortaya çıkan çatlaktır. Genç Amerikan Yahudilerinin %40'ının, yoğun propaganda bombardımanına rağmen, İsrail'in soykırım işlediğini kabul etmesi, Siyonist anlatı tekelinin başarısızlığına işaret etmektedir.

Sonuç

Bu söyleşide Norman Finkelstein, güç ve hukuk kurumlarının adalet sığınakları değil, savaş alanları olduğu bir dünya resmi çiziyor. Gazze hakkındaki gerçeği anlamak için uluslararası kurtarıcıları beklemememiz gerektiğini, bunun yerine "belgelenmiş gerçeklerle" donanarak ve hukuki araçları akıllıca kullanarak devasa propaganda makinesine karşı durmamız gerektiğini hatırlatıyor. Nihai mesajı açık: İsrail'in inandırıcılığı ve anlatıları çökmüştür ve bu fırsatı değerlendirerek on yıllardır süren adaletsizliğe son vermek yeni neslin görevidir.